Sevkli elektronik postalar merkezi

sevkiyat ya da zevkiyat işte tüm mesele bu 

Basın açıklaması: Depeche Mode iptal!

Depeche Mode konseri iptal oldu

14 Mayıs 2009 Perşembe akşamı Purple Concerts organizasyonuyla gerçekleşmesi gereken Depeche Mode konseri, grubun vokalisti Dave Gahan’ın sağlık problemleri nedeniyle iptal edildi.

Atina’da 12 Mayıs akşamı  verilmesi gereken Depeche Mode konserinden hemen önce Dave Gahan rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmıştı. Konserin başlamasına az bir süre kala konserin başlamasını bekleyen 20 bin Depeche Mode hayranına Gahan’ın rahatsızlandığı sahneden duyuruldu. Ancak Gahan’ın sağlık durumu ile ilgili olarak grup yetkilileri ve organizatörler henüz  net bir açıklama yapmadılar. Sadece Gahan’ın kontroller ve tedavi için ABD’ye döneceği açıklandı.

Purple Concerts organizasyonuyla Türkiye’ye gelmesi planlanan Depeche Mode’un, çıktığı Avrupa Turnesinde, vokalist Dave Gahan’ın sağlık problemleri nedeniyle Atina konserinden sonra turnenin Türkiye ayağı da iptal olmuş oldu. Grubun Türkiye’den sonra Bükreş ve Sofya konserlerinin de iptal olabileceği açıklandı.

Purple Concerts, Depeche Mode konserinin iptal mi olduğunu ya da ileri bir tarihe mi ertelendiğini 16 Mayıs Cumartesi gününe kadar açıklayacağını bildirdi.

Konserin başka bir tarihe ertelenmesi durumunda konser için bilet almış olanların isteğe göre biletlerini saklayabilecekler ve ileri bir tarihte olabilecek Depeche Mode konserini bu biletlerle izleyebilecekler.. Eğer Purple Concerts konserin tümüyle iptal edildiğini açıklarsa,  bilet bedelleri  BİLETİX’ten geri alınabilecek.


Kaynak: Meriç Kara

Comments [0]

NTV Canlı Yayındayken Atlar Arka Planda Çiftleşiyor

Türk televizyon tarihinde yerini alacak olay NTV ekranlarında yaşandı. Muhabir bağlantıya başladığı anda arka planda öyle bir görüntü yaşandı ki, yönetmen ne yapacağını şaşırdı. İşte olayın detayları...
Yer Mardin'in Bilge Köyü, tüm kanallar gibi NTV de bölgedeki gelişmeleri Diyarbakır muhabiri Nizamettin Kaplan'dan alıyor...


Cumartesi günü öğle saatlerinde yapılan canlı bağlantıda Nizamettin Kaplan konuşmaya başladıktan kısa bir süre sonra sol omzunun üzerinden arka planda bir görüntü beliriyor... Kadrajdaki hiçbir bölgede hareketlilik olmadığı için o noktada olanlar tüm izleyenlerin dikkatini çekiyor... Ancak ilk anda ne olduğunu anlamak kolay olmuyor... Biraz sonra görüntüdeki hareketlilik yön değiştiriyor... Ve ortaya çıkan manzara herkesi şok ediyor...
İki at NTV muhabirinin arka planında, canlı yayında çiftleşiyor...


İzleyicilerin yaşadığı şok NTV merkez rejisinde de yaşanıyor... Kısa süreli paniğin ardından Nizamettin Kaplan ekrandan alınıyor ve daha önceden kaydedilmiş görüntüler ekrana veriliyor... Alttan sadece muhabirin sesi geliyor... Bağlantı boyunca bu durum devam ediyor...
CANLI YAYINDA TALİHSİZLİK
Yönetmen tekrar Nizamettin Kaplan'ı ekrana verdiğinde ise kadrajın değiştiği görülüyor... Tabi ki arka planın azaltıldığı, Nizamettin Kaplan'ın daha yakın çekildiği bir görüntü ile bağlantı sona eriyor...

Resim link

dipnot* 'atlar pek tabii ki asil hayvanlardır' :)

Comments [0]

ÇOCUKLARIMIZ İÇİN EN GÜZEL HEDİYE

ÇOCUKLARIMIZ İÇİN EN GÜZEL HEDİYE

İLGİ DUYDUKLARI KONULARDA, KENDİ ADLARINA YAZILMIŞ

SERTİFİKALAR

 

Çocuklarımızın meraklı olduğu konularda ilgilerinin daha da artmasını sağlamak, motive etmek, yaratıcılıklarına destek olmak için verilebilecek anlamlı bir hediye arıyorsanız; geleceğin büyükleri için hazırlanmış ilgi çekici sertifikaları incelemenizi tavsiye ederiz.

Sertifikalarımızı, aşağıda yer alan Türkiye’nin en büyük ve güvenli sitelerinde inceleyip alım yapabilirsiniz. 

 

Gittigidiyor.com

Sahibinden.com

Nevaria.com

Pasaj.com

Comments [0]

YÜZDE 90 YÜZDE 10 SIRRI

90/10 Sırrını keşfedin :
 
Bu hayatınızı değiştirecek. Bir örnek verelim.
Ailenizle kahvaltı yapıyorsunuz. Kızınız, kahve fincanına çarpıyor ve bir
fincan kahve gömleğinizin üzerine dökülüyor.Biraz önce olan olay üzerinde
hiç bir kontrolünüz yok. Sonradan olacaklar ise sizin davranışınıza göre
belirlenecek. Lanet ediyorsunuz. Kahveyi üzerinize döktüğü için kaba bir
şekilde Kızınızı azarlıyorsunuz.

Kızınız üzülüyor ve ağlamaya başlıyor. Kızınızı azarladıktan sonra eşinize
dönüyor ve kahve fincanını masanın kenarına çok yakın koyduğu için
eleştiriyorsunuz.Bunu kısa bir sözlü tartışma takip ediyor. Öfkeyle üst kata
çıkıyor ve gömleğinizi değiştiriyorsunuz.Aşağıya indiğinizde Kızınızı,
ağlamaktan dolayı kahvaltısını bitirememiş ve okul için hazırlanamamış bir
halde buluyorsunuz. Kızınız otobüsü kaçırıyor.

Eşinizin işe gitmek için hemen çıkması gerekiyor. Hemen aceleyle arabanıza
koşuyorsunuz ve Kızınızı okula bırakmak üzere hareket ediyorsunuz. Geç
kaldığınız için, saatte 40 km hız sınırlaması olmasına rağmen saatte 70 km
hızla gidiyorsunuz. 15 dakikalık gecikmeden ve hız limitini aştığınız için
ödediğiniz 60.000.000 TL trafik cezasından sonra okula ulaşıyorsunuz.
Kızınız size “Hoşçakal” demeden binaya koşuyor.Ofise 20 dakika gecikmeyle
geliyorsunuz ve evrak çantasını evde unuttuğunuzu anlıyorsunuz. Gününüz
korkunç bir şekilde başladı!
Devam ettikçe, kötüleşiyor, daha da kötüleşiyor sanıyorsunuz. Eve gitmeyi
dört gözle bekliyorsunuz. Eve ulaştığınızda eşiniz ve Kızınızla olan
ilişkilerinizde araya sıkıştığınızı sanıyorsunuz.
Neden? Sabahleyin nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak! Neden kötü birgün
geçirdiniz?

A) Kahve sebep oldu
B) Kızınız sebep oldu
C) Polis sebep oldu
D) Siz sebep oldunuz

Cevap “D” şıkkı. Kahvenin dökülmesinde sizin bir kontrolünüz yoktu.Sizin
gününüzün kötü geçmesine o 5 saniye içindeki davranışlarınız sebep oldu.

Olabilecek ve olması gereken ise şöyleydi.

Üzerinize kahve sıçradı. Kızınız ağlamak üzere. Siz nazikçe “Tamam tatlım,
bir dahaki sefere biraz daha dikkatli olman gerek” diyorsunuz.

Havluyu kaptığınız gibi üst kata çıkıyorsunuz. Gömleğinizi değiştirip,evrak
çantasını aldıktan sonra aşağıya iniyorsunuz ve aynı anda pencereden
Kızınızın otobüse bindiğini görüyorsunuz. Kızınız geri dönüp el sallıyor.
Siz ve eşiniz ise gitmek için birlikte çıkmadan önce öpüşüyorsunuz. 5 dakika
önce işe geliyorsunuz ve çalışma arkadaşlarınıza neşeli bir şekilde selam
veriyorsunuz.

Patronunuz ne kadar güzel bir günde olduğunuz hakkında konuşuyor. Farka
bakın!

İki farklı senaryo. İkisi de aynı başladı. İkisi de farklı bitti.

Neden?

90/10 sırrı inanılmazdır! Çok azımız bunun farkındadır. Sonuç? Pek çok insan
gereksiz yere stresten, dertlerden, problemlerden ve baş ağrısından acı
çekmektedir.

Bu sır nedir?

Hayatın %10’u, sizin başınıza gelenlerden oluşur. Hayatın diğer %90’ına ise
sizin bu başınıza gelenlere nasıl davrandığınızla karar verilir.İnsanlar
anlamsız şeyler söyler ve yaparlar. İnsanlar hasta olurlar.
Arabalar bozulurlar. Uçaklar geç kalır ve bütün planlarımızı alt üst
ederler. Trafikte bir sürücü canımızı sıkabilir v.s. Bu %10’luk kısım
tamamen bizim kontrolümüz dışında gerçekleşir.
Diğer %90’lık kısım farklıdır. Diğer %90’lık kısmı siz belirlersiniz.
Nasıl? Olaylara yaklaşımınızla! Nasıl tepki verdiğinize bağlı olarak.

Gerçekten olanların %10’unda hiç bir kontrolünüz yok. Diğer %90’ı ise sizin
tepkinizle belirlenir.

Comments [0]

Ferrarinin Yapılışı (Belgesel-Türkçe Dublaj)

National Geographic'in yayılamaya başladığı Mega Fabriklar serisinin ilk bölümünde Italya Maranello'daki Ferrari fabrikası ziyaret ediliyor. Fabrikada Ferrari'nin 12 silindirli 600 beygirlik yeni canavarı F599 GTB'nin tüm üretim aşamaları detaylı olarak anlatılıyor. ****lin dökümünden başlayarak bir efsanenin yaratılırken hangi aşamalardan geçtiği, böyle bir şaheserin nasıl ortaya çıktığını anlatan enfes bir belgesel. Neredeyse tümü el işi olan F599 'u eminim ki siz de beğeneceksiniz.

PrintScreen: Link
Download part link: 1 ve 2

Comments [0]

İki Fıkra

Pipo
 
Gürcü delegeler Stalin’i çalışma odasında ziyaret eder. Görüşme bitip delegeler odadan çıkarken Stalin piposunu aramaya başlar. Kağıtların altına, masaya bakar bulamaz. Bunun üzerine siyasi polis şefi Lavrenti Beria’yı çağırır: “Gürcüleri koridorda yakalayıp bak bakalım. Pipomu onlardan biri mi almış?” Beria koşarak çıkar. Bir süre sonra Stalin piposunu masanın altında bulur. “Beria, gel buldum pipoyu gerek kalmadı.” Beria cevap verir: “Biraz geç kaldınız efendim. Delegelerin yarısı piponuzu aldığını itiraf etti. Geri kalanı da sorgulama sırasında öldü!”
 

Beş dakika

Sibirya’daki bir hapishanede üç tutuklu sohbete dalar. Birincisi: “Beni hapse attılar çünkü fabrikaya hep 5 dakika geç geliyordum. Sabotaj yapacağımdan şüphelendiler.” İkincisi: “Ben hapisteyim çünkü fabrikaya hep 5 dakika erken geliyordum. Ajan olduğumdan şüphelendiler.” Üçüncüsü: “Ben fabrikaya hep zamanında geliyordum. Batı icadı bir saatim olduğu için hapse atıldım.”

Comments [0]

ARABANMI VAR DERDİN VAR

İki deli, yolda giderken bir direksiyon bulunca çok sevindiler. O sevinçle "saatte 160''la" uzunca bir süre yol aldıktan sonra benzincinin önünde durdular. "Arabayı süren":
- Onbin liralık, dedi, süper olsun.
Benzinci ikisini de tepeden tırnağa süzdükten sonra:
- Gidin işinize be! diye bağırdı, sizin civatalarınız gevşek!
İkincisi, "araba kullanana" döndü:
- Gördün mü! Araba masraf kapısı açtı bile!

Comments [0]

Acı neydi

Hep sorarım kendime
Acı annenin bababının zamanı geldiğinde ölüp gittikten sonra arkasında ağlanmasımıydı
Acı dostun arkadaşının seni sırtından vuruşumuydu..
Yoksa acı yoksuluk fakirlikmiydi..
Acı bunların hiç birisi değildi..
Evet anne baba eşi bulunmaz varlıklar ve değerlerdi anne baba en büyük servetti ama ölüm allahın taktiriydi
zamanı geleçek hepimiz öleceğiz akıp gideceği hayattın içinde.kimi acısıyla kimi sevinçlerini yarıda bırakarak kimis ise yapamadıklarının üzüntüsüyle çekip gidecek bu hayattan
Evet dostun seni kahbece sırtından vurmasıda çok acı bir olay ama onuda unuttursun zamanı gelince
Yoksulluk fakirlik zor bir durum bir lokma ekmeğe muhtac olmak. hele birde evliysen çoluk çocuk sahibiysen gerçekten çok bir zor durum heleki çocuğunun istediği şeyi alamamak ona boynu bükük kalmak ağlanacak bir olay ama içinde bir ümit var yinede yarın öbür gün yada öbür hafta hep içinde zengin olmaya hayali var çünkü zamanın ne getireceğini bilemesin..
Bence acı yani en büyük acı delice sevdiğin ve uğruna ölümü bile göze alaçağın insanla olamamaktı.
Ve onunla hayattın güzeliğini paylaşammaktı el ele tutuşamamaktı göz göze bakamamaktı dünyadaki bütün güzel sözleri kulağına fısıldıyamamaktı öpememekti al yanağında ve dalından bir çiçek koparıp vermemekti o narin ellerine
Heleki onu başkasıyla görmekse ölümden beterdi.
Başka eller değerken onun elline başka gözler bakarken onun gözlerine .
Ölmemek içten değildi
Evet acı buydu aslında sevgilinin yanında olamamktı alıp saramamaktı kolarınla.ve artık anlıyor insan bu ellerinin bu gözlerinin ve ayaklarının boş olduğunu anlıyor
Kendini insan bir hiç sayıyor bu dünyada bir sararmış yaprak gibi ..çürümeye yüz tutulmuş eski bir ayakabı misali yada karalanmış bir köşeye atılmış bir kağıt gibi his ediyor insan kendini
Alıp başını gitmek istiyor hiç bilemdiğin şehre doğru
Unutmak için ama bırakıp gitmekte bir care olmadığını anlıyorsun .çünkü unutamıyorsun nereye gitsende… ve sen onu unutmak için sevmedinki .zaten unutsan bunun adı sevgi olmazdı
Çünkü yüreğinde o gözlerinde değilki
Çünkü o bedeninde teninde değilki
O senin ellerinde değilki söküp atasın
O senin yaşam kaynağı olan kalbinin en temiz köşesinde
Artık onu unutamıyacağını anlıyorsun
Ve bu hayat böyle devam edecek içinde acı üzüntü dert keder kalacak sadece mutlu olan
Seven ruh olacak…

Comments [0]

LEYLA İLE MECNUN

Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur.
Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır.
Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen
bu macerayı Leyla''nın annesi öğrenir.
Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez.
Kays okulda Leyla'' yı göremeyince üzüntüden çılgına döner,
başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar.

Mecnun'' un babası, oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla''yı isterse de Mecnun
(deli, çılgın) oldu diye Leyla'' yı vermezler. Leyla evden kaçarak, Mecnun'' u çölde bulur.
Halbuki o, çölde âhular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir ve
mecâzî aşktan ilâhî aşka yükselmiştir. Bu sebeple Leylâ'' yı tanımaz.
Babası Mecnûn'' u iyileşmesi için Kâbe'' ye götürür.
Duâların kabul olduğu bu yerde Mecnûn,
kendisindeki aşkını daha da arttırması için Allahü Tealâya duâ eder:

"Ya Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni."

Duâsı neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.
Diğer tarafta ise Leylâ da aşk ıstırabı içindedir.

Bir zaman sonra âilesi, Leylâ'' yı İbn-i Selâm isimli zengin ve îtibârlı birine verir.
Ancak, Leylâ kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisinin de
mahvolacağını söyleyerek İbn-i Selâm'' ı vuslatından uzak tutmayı başarır.

Mecnûn, çölde, Leylâ'' nın evlendiğini arkadaşı Zeyd'' den işitince çok üzülür.
Leylâ'' ya acı bir sitem mektubu gönderir.
Leylâ da durumunu bir mektupla Mecnûn'' a anlatır.
Kendisini anlamadığından dolayı o da sitem eder.

Bir müddet sonra Mecnûn'' un âhı tutarak İbn-i Selâm ölür. Leylâ baba evine döner.
Bir çok tereddütten sonra her şeyi göze alarak, Mecnûn'' u çölde aramaya başlar.
Fakat Mecnûn, dünyadan elini eteğini çekmiş ilâhî aşk yüzünden Leylâ''nın
maddî varlığını unutmuştur. Leylâ, çölde Mecnûn'' u bulduğu hâlde, Mecnûn onu tanımaz.
Leylâ onun erdiğini anlarsa da yine onsuz yaşayamaz. Hastalanıp yataklara düşer.
Kısa zaman sonra da ölür. Mecnûn, Leylâ'' nın ölüm haberini öğrenir.
Gelip mezarını kucaklar, ağlayıp inler;

"Ya Rab manâ cism ü cân gerekmez
Cânânsuz cihân gerekmez."

Der, kabri kucaklayarak ölür.

Bir müddet sonra Mecnûn'' un sâdık arkadaşı Zeyd rüyasında,
Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki mesut sevgili görür.
Bunlar kimdir? diye sorunca, derler ki:
"Bunlar Mecnûn ile onun vefalı sevgilisi Leylâ'' dır. Aşk yoluna girip temiz öldükleri,
aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular."

Comments [0]

ATATÜRKÜN YAVERİNDEN BİR ANI !....

Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladı.
Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu.
- Merhaba nine.
Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
- Merhaba dedi.
- Nereden gelip nereye gidiyorsun?
Kadın şöyle bir duralayıp;
- Neden sordun ki, dedi. Buraların saabisi misin? Yoksa bekçisi mi?
Paşa gülümsedi.
- Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin
malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi nereden
gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?
Kadın başını salladı.
- Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği, kavruk köylerinden birindeyim. Bizim muhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.
- Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?
- Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da...Benim iki oğlum gâvur harbinde şehit düştü. Memleketi gâvurdan gurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün demeyip mihtara anlatinca, o da bana bilet aliverip saldi Angaraya. Giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agsamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.
- Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı? Kadının birden yüzü
sertleşti.
- Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki.. O biz im vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden gurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşiyoz. Sunun bunun gâvur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden
belliydi. Bana dönerek;
- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanimizdir... Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte
aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Pasa yani Atatürk işte karsında duruyor.
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
fırlatıp Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu.

İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı;
- Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana
hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
-'Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin.

Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.'
Bu yazıyı okurken duygulanan veya ağlayanlar varsa, hala umut var
demektir.

Comments [0]